28 Ocak 2012 Cumartesi

PITIRCIĞIM

         Canını ciğerini yiyeyim, gülüşünü, paytak adımlarını, hemen her herşeyi görmek ve hakim olmak arzusunu, kraliçe edalarını...
          Bana bu seranatları yaptıran güzeli görseniz, annemin tabiri ile kan damarın kaynamış birader dersiniz, nasıl ki; daldaki bir salkım üzüme ulaşıp tek tek koparıp yemek yerine hepsini ağzına tıkarak ve üzümün bir kısım tanelerini yere düşürüp, suyunu yanaklarından aşağıya akıtarak yersin ya, ona sevgim bu işte,  kırıp parçalayarak sevmek denir buna, çılgınca ama onu görseniz şapur şupur öpmekten kendinizi alamazsınız, kucağınıza aldığınızda gözlerini başka yerlere çevirip burda yokum ifadelerini, gülümsediğinde gözleriyle dudaklalarının nasıl bir seramoni oluşturduğunu görür, dikkatle detaylara bakar, gözlerinin yanlara doğru yayılarak kısılmasını, üst dudağın oval hal alıp ön dişlere jeneriklik pozlar vermesini resmedersiniz. Bir daha, bir daha gülümsetmeye çalışırsınız. Tabii tüm bunları yaparken, onu neşelendirmek için değil onun sizde uyandırdığı merhamet ve sevgiyi daim kılmak için hareket edersiniz.
         Kim mi? bu sözleri bana yazdıran, göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, pıtırcığım biricik yiğenim...

AŞK ve HÜZÜN

Bülbüller sana sevgimi görse,
Sana seslenişimi duysa güller,
Kimbilir bülbül aşık olduğu halde  güle,
Gül buram buram koktuğu halde bülbüle,
Bir anlamsız duyguya kapılırlar ne kötü ne de iyi bir duygudur bu...
Senin elinde olmak ister gül, benim dilimde olmak ister bülbül,
Sonra garip ama kötü bir his kaplar etrafı,
Yalnızlığın bir diğer adı belki de,
Edilen hasetten midir nedir, yaz biter sonbahar başlar,
Elindeki gül solar, ağzımda lal olur dilim,
Gül kurur, bülbül uçar o bahçeden,
ve aşk biter yerini alır hüzün...
 

KEŞKE DEMEYECEKTİN YA! HANİ GÖNLÜM

Yok yok ne keşke senden ne sen keşkeden ayrılamazsın; hele tek başına yürüdüğünde, birde kar yağarsa lapa lapa, bak gör kopacak fırtınaları, ama yavaş yavaş öyle aniden değil! filmi sar baştan anlatayım, unutacaksın nasıl olsa, kafan bozuktur, mutlu değilsindir, bulunduğun zamandan kopmak istersin, atarsın kendini dışarıya önce kafanı yerden kaldırmazsın korkarsın, adımlarını kendince sağlam atmak buz zeminde yere çakılmamak için, sonra başını kaldırdığında ne güzellikler kaçırdığını düşünür, hayıflanırsın hazin hazin!.. etrafına bakar, derin bir nefes alıp, dallara sarılan kar parçacılarını, kırıntılarla yetinmek zorunda kalan serçeleri benzetirsin kendine, sonra mı? keşke diye çıkar çiğerlerinden buram buram hasret kokan nefesin, üşüdüğünü anlarsın, irkilme başlar, hüzünlenirsin ve bir rüzgar çıkar ne agaç dalına sığınan kar parçacığı ne de acıdığın o serçe kalır, anlamsız hissedersin kendini, nedenler niçinler sarar gözlerini, göremezsin senin için hayırlı olanı, güzel olsa da kar taneleri yere düştüğünde eriyip  buz olacak, sen yine başını yerden kaldırmayacaksın, sonunda mı? aynı filmi sar baştan keşke diyeceksin.