Canını ciğerini yiyeyim, gülüşünü, paytak adımlarını, hemen her herşeyi görmek ve hakim olmak arzusunu, kraliçe edalarını...
Bana bu seranatları yaptıran güzeli görseniz, annemin tabiri ile kan damarın kaynamış birader dersiniz, nasıl ki; daldaki bir salkım üzüme ulaşıp tek tek koparıp yemek yerine hepsini ağzına tıkarak ve üzümün bir kısım tanelerini yere düşürüp, suyunu yanaklarından aşağıya akıtarak yersin ya, ona sevgim bu işte, kırıp parçalayarak sevmek denir buna, çılgınca ama onu görseniz şapur şupur öpmekten kendinizi alamazsınız, kucağınıza aldığınızda gözlerini başka yerlere çevirip burda yokum ifadelerini, gülümsediğinde gözleriyle dudaklalarının nasıl bir seramoni oluşturduğunu görür, dikkatle detaylara bakar, gözlerinin yanlara doğru yayılarak kısılmasını, üst dudağın oval hal alıp ön dişlere jeneriklik pozlar vermesini resmedersiniz. Bir daha, bir daha gülümsetmeye çalışırsınız. Tabii tüm bunları yaparken, onu neşelendirmek için değil onun sizde uyandırdığı merhamet ve sevgiyi daim kılmak için hareket edersiniz.
Kim mi? bu sözleri bana yazdıran, göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, pıtırcığım biricik yiğenim...